Çocuk ve Oyun

CategoriesMakalelerYorum yok Çocuk ve Oyun56 views

Oyun; çocuğun doğal olarak güdülendiği ve belirli bir amacı olmayan, yetişkinler tarafından değil, çocuğun koyduğu kurallara bağlı olarak kendiliğinden gelişen ve zevk unsuru taşıyan, davranışlardan oluşan bir etkinliktir. Diğer bir deyişle, çocuğa hiç kimsenin öğretemeyeceği konuları, çevresindeki birey ve eşyaları gözlemleyerek uğraş ve becerileri kendi deneyimleriyle canlandırdığı öğrenme yöntemidir.

Oyun; çocuğun dili ve en etkili anlatım aracıdır; hayal dünyasıyla gerçekler arasında kurduğu köprüdür, empati yapmayı, başkalarına saygı göstermeyi, karşılıklı diyaloglarda kendi sorumluluğunu fark etmeyi, sabırlı olmayı, kurallara uymayı, stresle baş etmeyi, problem çözmeyi, liderlik özelliklerini pekiştirmeyi öğrenir, kendi kişiliğinin gelişiminde yer alan en önemli unsurdur! Sonuç olarak oyun, çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması için sevgiden sonra gelen ikinci en önemli ruhsal besindir. Sevgiden yoksun bir çocukluk nasıl düşünülemez ve çocuğun olumsuz gelişimine ne denli sebep olursa oyunsuz büyüyen çocuk da aynı izle büyüyecektir! Oyunun çocuğun gelişim alanlarına etkisini daha detaylı değerlendirecek olursak; oyun aktivitelerinde motor tepkilerin denenmesi süratli, akıcı ve doğru motor becerilerin kazanılmasına yol açar; oyun ortamında kurulan etkileşim çocuğun ilerideki sosyal davranışlarını belirler; mutluluk, sevinç, acı, acıma, korku, kaygı, dostluk, düşmanlık, kin ,nefret, sevgi, sevme, sevilme, güven duyma, bağımlılık, bağımsızlık, ayrılık, ölüm gibi pek çok duygusal tepkiyi çocuk oyun yolu ile öğrenir; çocuğun sözcük dağarcığını geliştirmekte, çocuğa rahat konuşma ve düşüncelerini açıklama alışkanlığı kazandırır, soru sormayı, yeni bilgiler edinmeyi, nesneleri, araç gereçleri tanımayı, adları öğrenmeyi, işlevleri kavramayı ve onları kullanmayı öğrenir, dünyayı ve çevreyi keşfeder, gerekli bilgileri edinir, merak duygusunu tatmin eder.

Ancak; oyun ve arkadaşlarına uyum sağlayamayan, kurallara uymayı başaramayan, ben merkezci yaklaşım ile sadece kendisinin oyunu yönetmesini isteyen, oyuncakların hepsinin onun olduğunu düşünüp her oyuncağı elinde tutan, sabırsızlıkla sırasını bekleyemeyip diğerlerinin sırasında yer almak isteyen çocuklar oyun ve arkadaş ortamında dışlanabilirler. Bu tür durumlar ne kadar istedikleri uyumsuzlukmuş gibi görünse de aslında hayal kırıklığıyla sonuç verir. Bu çocukların asıl istedikleri dışarıdan oyunu izlemek değil o oyuna dahil olabilmektir. Eğer kısa süre içerisinde çocuktaki bu davranışlar değiştirilir ve oyuna uyum sağlayabilmeyi başarabilirse çocuk üzerinde herhangi bir etki olmadan gelişim sürer ancak bu dışlanma probleminin uzaması beraberinde travmatik algılanışı ve davranış bozukluklarına sebep olabilir. Bir müddet sonra çocuk hiç istemediği halde arkadaşlarının oyuna dahil olmak değil oyunlarını bozmak isteyebilir, öpmek istediği halde vurma ya da çalma gibi davranışlar gösterebilir, çalışmak istediği halde öğretmen ya da arkadaşına toplum kurallarına uygun olmayan kelimeler sarf edebilir. Tüm bu olumsuz sosyal tutum ve davranışlar esnasında aslında çocuk giderek içe kapanık ve özgüveni düşük bir kişilik yapısı üzerinde yaşamını oluşturabilir. Geçmiş, şuan ki ve gelecekte dünyayı algısı, olmuş ve olacaklara yönelik bakış açısı tüm bu yaşadıklarıyla bütünleşip uyum sağlayamama davranışı, okul, üniversite, iş hayatı, sosyal hayat ve evlilik hayatında da yaşadığı olumsuz tecrübe ve düşünceler kendisini gösterebilir.

Bu oluşumları engellemek için aile, çocuk ve terapistin birlikte bir ekip çalışmasıyla erken yaştayken yaşadığı problemleri fark edip değerlendirme, davranışların değiştirilmesi ve aile sistemindeki uyumsuzlukların belirlenip iyileştirilmesi gerekmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir